(Yazının sonundaki hikaye için telif sorunu olabilir, olursa vazgec@gmail.com adresiyle iletişime gecilmesini rica ederim)

Neil Gaiman, Namı diğer Amerikan Tanrıları’nın, Yıldız Tozu‘nun, İskandinav Mitolojisi‘nin ve kişisel favorim Sandman‘in yazarı. Birsürü çizgi roman, birkaç dizi bir sürü şey daha sayabilirim yazdıklarına. Ama yazdıklarının tamamına hem de türkçe ulaşmak hep zor. (Burda Ithaki Yayınevi sana sesleniyorum: Sandman 6 nerde???)

Kendimi bildim bileli bilimkurguya ayrı bir hayranlığım vardı, zannedersem bunun sebebi varoluşu ve yaşamın anlamını çözmeye çalışmak için çırpınmam. Hoş “Hayat, evren ve herşey hakkındaki” sorunun cevabını Douglas Adams bize 42 olarak vermişti ama olsundu.

Kendime herşeyden bir pay çıkarıyormuşum gibi geliyor olabilir size ama Gaiman’a sevgim ve saygım kişisel. Hikayelerinde, kurgularında ve özellikle de hikayenin gidişatında kalemini çok seviyorum. Hikayelerine başladığımda o hikaye sona ermeden kitabı elimden bırakamıyorum nedense.

Kayseri gibi bir yerde (ki kitap okunmuyor demiyorum burada) bilimkurgu kitaplarını sahaflarda bulmak epey zor, bunun yanında özellikle popüler bir seri yada kitap almak istiyorsanız kitabın fiyatını normal fiyatının en az 1.5 katı olarak bekleyebilirsiniz. Böyle olunca hem bilim-kurgu kitapları bulmak hem de almak zor oluyor.

Böyle rastgele sahaflardan birini gezerken bir imamhatip lisesinden takas yapılmış (burda çok büyük bir ironi var) Neil Gaiman – Kırılgan şeyler’i buldum. Hala nadirkitap.com sitesinde sepetimde bekletiyordum kitabı ki oradaki fiyatı 45 lira falandı.

Kitabı okuduktan sonra, allahını seven üstüme Neil Gaiman hikayesi atsın diyorsunuz. Hem hikayeler hakkında notlar, hikayenin çıkışı ve yazarın yorumu hem de hikayeler oldukça güzel.

Bu hikayelerden benim en çok beğendiğim “Ötekiler” oldu. Hikayeyi okumak isteyenler için buraya bırakıyorum. Bir şans verin, pişman olacağınızı sanmıyorum. Çünkü hem kısa hem de oldukça derin bir öykü.

Ötekiler

Burada zaman izafidir,” dedi iblis.

Adam onun bir iblis olduğunu bir bakışta anlamıştı. 
Onun iblis olduğunu da biliyordu, orasının cehennem olduğunu da. Başka bir olasılık yoktu.

İnce, uzun bir odaydı. İblis, odanın diğer ucundaki dumanlar tüten bölümde onu bekliyordu. Gri kayalardan oluşan duvarlara yakından incelemenin akıllıca olmayacağı iç karartıcı nesneler yerleştirilmişti. Tavan alçaktı, zemin ise somutmuş gibi gelmiyordu.

Yaklaş,” dedi iblis. Adam söyleneni yaptı.

Çıplak iblis bir deri bir kemikti. Derisi çok uzun zaman önce oluştuğu izlenimi veren yaralarla kaplıydı.

Kulakları veya cinsel organı yoktu. İnce dudakları renksiz, gözleri ise iblis gözleriydi: Göreceklerini görmüş, aşmış bir yaratığa aittiler. Bakışları karşısında kendini sinekten bile önemsiz hissetti adam.

“Şimdi ne olacak?” diye sordu iblise. 
Hüzünden veya zevkten iz taşımayan, sadece bezginlik kokan duygusuz bir sesle, “Şimdi işkence göreceksin!” dedi iblis.

“Ne zamana kadar?”

İblis başını iki yana salladı ve yanıt vermedi. Ağır adımlarla duvarın dibine gitti, asılı olan aletlerden

önce birini, sonra diğerini şöyle bir süzdü. Duvarın en uzak ucunda, kapalı kapının yanında dokuz kuyruklu kedi denen kırbaçlardan asılıydı.

İblis üç parmaklı eliyle onu yerinden indirdi, mukaddes bir emaneti taşır gibi saygıyla elinde taşıyarak eski yerine döndü. Kedinin dokuz kuyruğunun uçlarındaki demirleri mangala yerleştirip iyice kızmalarını bekledi.
“Bu insanlık dışı!”
Evet.

Kedinin kuyruklarının ucu ölümcül bîr turuncuya dönmüştü.

İblis ilk darbeyi indirmek için kolunu kaldırdığında, 
İleride bu ânı büyük bir özlemle hatırlayacaksın,” dedi. 
“Yalancının tekisin!”
Hayır,” dedi iblis. “Devamı,” diye sürdürdü konuşmasını, kamçıyı adamın sırtına indirmeden önce. “Çok daha feci!

Kamçının demirleri şaklayıp tıslayarak adamın sırtına indi, pahalı giysilerini paramparça etti. Kumaşlar alevler içinde yanıp lime lime olurken adam sonu gelmeyecek çığlıklarını atmaya başlamıştı.

Odanın duvarlarında 211 tane alet vardı ve zamanla her birinin tadına bakacaktı.

En nihayetinde fazlasıyla içli dışlı olduğu Lazarene’in Kızı* da temizlenip (Yazar çok kibarca penise işkence yapıldığını ima etmiş, -Çevirmenin Notu) duvardaki 211. askıya kaldırıldığında, işte o zaman, paramparça olmuş dudaklanndan bir inleme döküldü: “Şimdi ne olacak?”

Şimdi esas işkence başlayacak,” dedi iblis.
Öyle de oldu.

O güne dek yaptığı ama yapmasa daha iyi olacak her şey. Kendine veya başkalarına söylediği her yalan. Her küçük incitme, her derin keder. İblis unutmanın rahatlatıcı örtüsünü yırttı, her günahını, bütün detaylarıyla milim milim açığa çıkardı. Geriye sadece gerçekler kalana dek anıları un ufak etti. İşte bu her şeyden fazla acı verdi adama.

Kadın çekip gittiğinde ne düşündüğünü söyle!” dedi iblis.
“Kalbimin kırıldığını düşündüm.” 
Hayır.” dedi iblis, nefret veya küçümseme olmaksızın. 
Öyle düşünmedin.” Donuk gözlerini adama dikti. Gözlerini kaçırmak zorunda kaldı adam.

“Kız kardeşiyle yattığımı hiçbir zaman öğrenmeyeceğini düşündüm.”

İblis, adamın hayatını anbean, kare kare parçalara ayırdı. Belki yüz yıl sürmüştür belki bin — o gri odada zamanın bir anlamı kalmamıştı- ve sonlara doğru iblisin haklı olduğunu anladı adam. Bu yaşadıklarıyla kıyaslanırsa fiziksel işkenceye şefkatli bile denebilirdi.
Ve bitti.
Ve biter bitmez tekrar başladı. Bu sefer neler olacağını bilmenin ağırlığıyla işkence görüyordu adam ve bu, durumu daha da kötüleştirdi.

Konuştukça kendinden nefret ediyordu. Yalanlar, kaytarışlar yoktu, acı ve öfke dışında bir şeye yer kalmamıştı.

Anlatıyordu. Artık ağlamıyordu. Ve bin yıl sonra anlatmayı bitirdiğinde iblisin duvara gidip avcı bıçağını veya vidaları veya demir armudu (İnsanın boğazına sokulan, şekli armudu andıran bir işkence aleti — Çevirmenin Notu) alması için dua etti.

Baştan…” dedi iblis.
Adam çığlık atmaya başladı. Uzun süre çığlıkları durmak bilmedi.

Baştan…” dedi iblis işi bittiğinde, sanki hiçbir şey anlatılmamış gibi.
Soğanın kabuklarını soymaya benziyordu. Bu sefer anlattıkça, eylemlerinin sonuçlarının olduğunu kavradı.

Eylemlerinin nelere yol açtığını, olay anında görmezden geldiği detayları, dünyaya ne kadar zarar verdiğini, hiç tanımadığı, karşılaşmadığı insanlara ne kadar acı çektirdiğini öğrendi. O âna kadarki en acı dersti.

Baştan…” dedi iblis, bin yıl sonra.

Adam yere, mangalın yanına çömeldi, gözlerini kapayıp ileri geri sallanarak hayat hikayesini anlattı.

Doğumdan ölüme hiçbir şeyi değiştirmeden, hiçbir şeyi atlamadan, her şeyle yüzleşerek ve her anını yeniden yaşayarak… Kalbini açtı.

Anlatmasını bitirdiğinde oturduğu yerden kalkmadı, gözlerini açmadan sesin “Baştan” demesini bekledi ama hiçbir şey duymadı. Gözlerini açtı.
Yavaşça ayağa kalktı. Yalnızdı.

Odanın diğer ucunda bir kapı vardı ve adamın bakışları eşliğinde kapı açıldı
İçeri biri girdi. Yüzünden ne kadar korktuğu anlaşılıyordu ama bir o kadar kibirliydi de. Gururlu. Pahalı giysiler giymiş bu adam, tereddüt içinde odanın ortasına doğru birkaç adım attıktan sonra durdu.

Onu gördüğünde her şey açıklık kazandı adam için.
Burada zaman izafidir,” dedi yeni gelene.

Bu yazı 113 kez okundu.
Kategori: kitap

Yanıt Bırak